Robbie Williams Kameraya değil Gözüme Bakın

0
58
Robbie Williams Kameraya değil Gözüme Bakın

Robbie Williams’ın Gözyaşlarını Sakladığı Yüz: Şöhretin Sessiz Yorgunluğu
Kameralar her zaman güler yüz arar. Gözlerimizin odaklandığı yerde, genellikle bir gülümseme, bir zafer, bir mutluluk izi olsun isteriz. Fakat kimse, o gülümsemenin ardında ne kadar yorucu bir sessiz çığlık olduğunu merak etmez. Robbie Williams’ın son sözleri, işte bu çığlığın yankısıydı. Dışarıdan bakıldığında hâlâ milyonların sevgilisi, dev stadyumları dolduran bir ikon… Ama içten içe, sadece bir insan olabilmenin özlemiyle yanıp tutuşan biri.

“Artık beni bir insan gibi göremiyorlar,” dediğinde, bu söz yalnızca kendi ruhsal yorgunluğunu değil, aynı zamanda çağımızın ruhsuzlaşan ilişkilerini de gözler önüne seriyordu.
Bir Zamanlar Konuşulurdu, Şimdi Sadece Poz Veriliyor
Robbie, artık göz teması kuramıyor insanlarla. Hayranları yaklaşırken, eller cepte değil – ellerde telefonlar, parmaklar kameranın deklanşöründe. “Eskiden biri yanıma gelir, halimi hatırımı sorar, bir kelime ederdi. Şimdi sadece makinelerle muhatap oluyorum.”

Bu söz, bir dönemin kapanışı gibi. 90’ların o samimi sokak sahneleri, albüm imza günleri, sahne arkasında bekleyen o heyecanlı kalabalık… Artık onların yerini ‘bir kare alıp sosyal medyada paylaşmak’ için yaklaşan insanlar aldı. Duygu değil; kanıt, etkileşim, beğeni peşindeyiz.

Bir Yıldızın İçine Sızan Yalnızlık
Hayranlık, Robbie’nin hayatını değiştirdi. Onu zirveye taşıdı. Ama aynı hayranlık, yavaş yavaş insanlığını da kemirmeye başladı. Artık dışarı çıktığında, sadece görünmek istemiyor; fark edilmek, hissedilmek, anlaşılmak istiyor.

“Bazen insanların bana uzattığı telefonlar, kalbime diken gibi batıyor,” diyor. “Oysa sadece biri durup ‘Merhaba, bugün nasılsın?’ dese, her şey değişir.”

Bu cümledeki kırılganlık, aslında hepimizin içinde bir yerde yankılanıyor. Çünkü dijital çağda, sadece ünlüler değil; biz sıradan insanlar da gitgide daha az ‘görülür’ hale geliyoruz. Gerçek sohbetlerin, göz temasının, içten bir gülümsemenin yerini emojiler, filtreler ve hikâyeler aldı.

“Gülümse” Emirleri Altında Ezilen Bir Ruh
Bir yıldızdan beklenen tek şey vardır: Her zaman parlamak. Işıl ışıl olmak. Ne olursa olsun gülümsemek. Ama Robbie’nin söylediği gibi, her insanın karanlık bir günü, yorgun bir ruhu, susmak istediği anlar olabilir. Ve bu anlarda, gülümsemek istemek yerine sadece var olmak isteriz. Sessizce.

“Bazen gözlerimin altı mor, uykusuzum, üzgünüm… Ama biri geliyor ve ‘hadi gülümse’ diyor. İşte o an her şey içimde kırılıyor.”

Bu satırlar, yıldızların da insan olduğunu unutan bir toplumun aynası gibi. Sadece Robbie değil, birçok sanatçı bu duyguyu yaşıyor. Ama ses çıkarmak kolay değil. Çünkü susmak, yıldızların çoğu zaman öğrendiği ilk şeydir. Şimdi ise Robbie bu sessizliği bozuyor.

Hayranlık mı, Hapsolmuşluk mu?
Onun gözünden, bu yeni nesil hayranlık sadece bir hayranlık biçimi değil; bir kuşatma. Gittiği her yerde bir flaş patlıyor, her kaldırım başında bir “selfie” isteği beliriyor. Ve bazen bu istekler, insani sınırları zorluyor.

Robbie, kimseyi kırmak istemediğini defalarca söylüyor. Ama aynı zamanda sınırlarının da olduğunu hatırlatıyor:
“Ben de sadece yürümek istiyorum bazen. Bir kafede oturmak, bir dondurma yemek, bir yere dalıp düşünmek… Tıpkı sizler gibi.”

Ama o dondurmayı yerken bile artık gözleri insanların elindeki telefonlara takılıyor. Çünkü o an bile ‘belgelenmesi’ gereken bir an gibi görülüyor. Gülüşünün gerçek mi, sahte mi olduğu önemli değil. Yeter ki çerçeveye sığsın.

Robbie’nin İsyanı: Anı Yaşamak, Anı Kaydetmekten Daha Kıymetlidir
Onun bu açıklamaları, yalnızca ünlülerin değil; hepimizin bir aynaya bakması gerektiğini söylüyor. Ne zaman son kez bir anı sadece yaşadık? Ne zaman son kez bir sahneyi, bir yüzü, bir dostluğu fotoğrafa değil de kalbimize kazıdık?

Robbie, tam da bunu hatırlatıyor: “Bazen en özel anlar, objektifin dışında kalanlardır.”

Bir Göz Teması, Bir İnsanlık Hatırlatması
Robbie Williams’ın isyanı bir öfke değil. Bir uyanış çağrısı. Bir haykırış: “Lütfen beni sadece telefonlarınızla değil, kalbinizle görün.”

Belki de Robbie, hepimizin söylemek isteyip de sustuğu şeyleri dillendirdi. Şöhretin yükünü taşıyan omuzlardan, zaman zaman herkesin ruhuna bulaşan dijital yorgunluğa dek, her şey bu sözlerde var.

Ve şimdi bize düşen bir şey var: Bir dahaki sefer birini gerçekten gördüğümüzde, sadece “gülümse” demeden önce içtenlikle bir şey sormak: “Gerçekten, nasılsın?”